Dopamin: Hedefe ulaştığımızda salgılanır.

Endorfin: Acıyı fark etmemizi engellemek için coşku ve zindelik hissi verir.

Oksitosin: Kendimizi güvende hissettiğimizde salgılanır. Diğerleri ile bağ kurmamızı sağlar.

Serotonin: saygı gördüğümüzde salgılanır.

Bu minik bilgilendirmeden sonra bizi mutlu eden hormonlarımızın detaylarına geçiyoruz.

Dopamin:

Dopamin hormonu hedefe ulaştığımız zaman ortaya çıkar demiştik. Bu sebepten dolayı da dopaminin asıl görevi enerjimizi nereye aktarmamız gerektiğini bulmamıza yardımcı olmaktır. “Başardım” dediğimiz anda salgılanan bu hormon sayesinde biz de ”yaptım başardım” diyebiliyoruz. Önümüzdeki iş her ne kadar zor olursa olsun sonucuna ulaşmamızı sağlayan, bize o heyecanı aşılayan dopamin hormonudur. Örneğin yeni bir projeye başlarken içimizde bir heyecan başlar değil mi? Bir tabir-i caiz ise “gaza” geliriz. “Hadi yapıyoruz” diye yola çıkarız. Ancak bu projeler her zaman kısa süreli olmuyor. Proje süreci boyunca birçok zorlukla karşılaşabiliyoruz. Gecikmeler olabiliyor, kapasitemizi aşan durumlar meydana gelebiliyor, bilmediğimiz bilgileri araştırma süreci projenin süresinin uzamasına sebep olabiliyor. Örnekleri bolca çoğaltılabilecek bir çok sürprizle karşılaştığımız zaman o projeyi bırakmama sebebimiz işte dopamin hormonu oluyor. O projeyi bitirdiğimizde yaşayacağımız “yaptım, başardım” hissi medikal sözlükte anlamı dopamin salgılanması olduğu için proje boyunca biz de kendimizi her türlü zorluğa göğüs gererken buluyoruz.

Ancak dopaminin bir minik problemi var ki aslında bizi hayatta ilerlemeye teşvik eder. Şöyle ki her zaman aynı zaferi edinmek belli bir süre sonra “zaten bunu yapabiliyorum” hissi vereceği için dopamin salgısında düşüşe sebep olabilmektedir. Örneğin devamlı aynı tarz projelerde yer almak veya projenin hep aynı alanında çalışmak bize bir süre sonra haz vermemeye başlayacaktı. Çünkü o işi zaten her halükarda yapabildiğimizi biliyoruzdur. Dopamin hazzını yaşayabilmemiz için hep bizi ileriye taşıyacak, yeni şeyler öğrenmemizi sağlayacak plan – projelerin içerisinde bulunmamız gerekir.

Önceki örnekte de bahsettiğimiz gibi hayallerimizdeki tatili yaşarken kendimizi harika, çok mutlu hissedebiliriz ama o tatil beldesinde yaşadığımız zaman aynı hazzı yaşayamayız. Çünkü artık orası bizim için bir ödül değil olağan bir yaşam döngüsüdür. Kendimize yeni bir hedef koymamız gerekir ki tekrar dopamin salgısını aktive edebilelim. Bu hedef illa yeni bir proje olmak zorunda değildir, bazen yeni bir kitap okumaya başlamak kadar basit gördüğümüz bir aktivite bile dopamin salgılamamıza yardımcı olur.

Dopamin ile ilgili eklenmesi gereken çok önemli bir not vardır ki yer yer hayat bile kurtarabilir. Şöyle ki hani şu bahsettiğimiz harika hissettiğimiz “yaptım – başardım” hissini arıyoruz ya dopamin salgılamak için, peki sonrasını düşünüyor muyuz hiç? Hani masallarda da evlenenler için “ve sonsuza kadar mutlu mesut yaşadılar” derler de kimse o evlilik içi problemlerden bahsetmez ya. Ben onu yapmayacağım işte. Evet dopamin planlama aşamasında salgılanmaya başlar ve üzerinde çalıştığımız şey her ne ise son bulduğunda en üst seviyeye ulaşır. Böylece bizler çok güzel bir tatmine dayanan mutluluk hissini yakalarız. Ancak sabah uyandığımızda bir huysuzluk, efendime söyleyeyim bir sıkıntı, sanki kötü bir şey olacakmış veya kötü bir şey yapmışım hissi hissederiz. “Acaba ödül gecesine o renk giymese miydim” de olabilir bu “bir daha ki sefere de aynı başarıyı yakalayabilecek miyim?” gibi bir sorgulama da olabilir. Bu olumsuz düşünce ve onun takibindeki olumsuz his ne olursa olsun asla kendi üzerinize gitmeyin.

Bu yaşanan tamamen bedenin kendi yarattığı bir kimyasal düşüş sürecidir. Dopamin görevini yapmış ve artık dengeye geri dönmek için kendi köşesine çekilmiştir. Ancak yaşanmış olan durumun büyüklüğüne göre salgısı da fazla olmuştur. Bu durumda ertesi günkü düşüşü de o kadar büyük olabilecektir. Bu asla korkulmaması gereken bir durumdur. Olma sebebi ise tamamen bileri ilerlemeye yöneltmek, yeni planlar yapmamız için beynimiz tarafından gönderilen bir sinyaldir.

Çok fazla yükselişler takibinde yoğun düşüşlere sebep olabilir ancak bunun sebebi tamamen kendi dengemizi bulabilmemiz içindir.

Yazının en başında da söylediğimiz gibi her zaman mutluluğu en yüksek seviyesinde yaşayamayız. Bu fiziksel bir intihara sebep olur, çünkü mutluluk sırasında bedenimizde belli hormonlar salgılanmakta ve kimyasal değişimlere uğramaktayızdır. İlk flörte başladığınız zamanları düşünün, midenizde devamlı kelebekler, bir heyecan, aklını başka bir şeye verememe hali, yer yer yemek yiyemem gibi birçok semptom yaşarız. Düşünsenize devamlı öyle kaldığımızı. Bünyemiz buna dayanamaz. O yüzden karşımızdakine bir süre sonra alışırız ve aşk yerini sevgiye bırakır. Kısa bir not; o yüzden partner seçerken o anlık dopamin ve oksitosin yükselmesine değil de karşılıklı sevgi ve saygının var olup olmadığına bakmak gerekir ki ilişkilerimiz uzun soluklu olabilsin. Çünkü anlık yükselmeden geriye kalacak olan duygular sevgi ve saygıdır. Konumuza geri dönecek olursak, mutluluklarımızın farkına varmak ve dengemizi ona göre bulmak bizim asli görevimizdir. Bedenimiz de bunu yapabilmemiz için bize bolca yardımda bulunmaktadır. Değerlendirmesi ise bizim özgür irademize aittir tabiî ki.

Dopamini günlük hayatımıza adapte edebilmek için belli başlı aktivitelerde bulunabiliriz. hep söylediğim ve söyleyeceğim gibi kimse bize mutluluğu tepside sunmuyor. Zaten tepside sunulursa bir süre sonra da değeri olmaz ve onu mutluluk olarak adlandırmayız bunu unutmayalım.

Peki dopamini günlük hayatımıza nasıl katabiliriz?

  • Kendinize günlük hedefler koyun ve bunları kutlayın. Her zaman büyük hedeflere odaklanmak zorunda değiliz. Tabi ki büyük hedeflerimiz de olmak zorunda ama dopamin salgısını günlük hayatımıza adapte edebilmek için günlük minik zaferlerimizi de kutlamamız gerekir. Bunun en güzel örneği kendimize ajanda edinmemiz ve o gün yapacaklarımızın bir listesini oluşturmaktır. Gün sonunda ajandamızdaki yazılı olanları tamamladığımız zaman da kendimizi istediğimiz bir şey ile ödüllendirebiliriz. Bu kimine göre sevdiği bir şeyi almak olabilir veya sevdiği kişilerle zaman geçirmek de bir ödüldür. Bu konuyu da önceki kitabımda detaylı bir şekilde incelemiştik. Hatırlamak için tekrar bir göz atabilirsiniz.
  • Günlük rutininize somut eylemler ekleyin. Hayal kurmak, plan yapmak güzeldir ama hedeflerimize ancak hareket ederek ulaşabiliriz. Kendinizle veya çevrenizdeki olan olaylarla ilgili şikayet etmeyi bırakmak ve konu ile ilgili yapılabilecekler için harekete geçmek dopamin salgılamamıza yardımcı olacaktır. Örneğin çevre kirliliğine çok karşı olabiliriz. Ancak oturduğumuz yerden şikayet etmek yerine en azından yaşadığımız bölgenin temizlenmesine yardımcı olmak hem yaşadığımız bölgeyi güzelleştirir, hem de bizi hedefimize yaklaştıran bir eylem olur.
  • Gerçekçi hedefler koymak her zaman onlara ulaşmamıza yardımcı olur. Çok kolay yapabileceğimiz bir şey bize “çantada keklik” olarak gözükürken, yeteneklerimizin ötesinde koyduğumuz bir hedef de pes etmemize sebep olabilir. O yüzden kendimizi ve yeteneklerimizi iyi tanımalı ve ne çok altında ne çok üstünde hedefler koymalıyız. Örneğin düzenli spor yapan birisi için günde 20 dakika yürüyüş çok bir şey ifade etmeyecek ve dopamin salgılanmasına yardımcı olmayacaktır. Aynı şekilde rutin spor yapan birinin destek almadan ve disiplinli bir çalışma içine girmeden triatlon yarışmalarına katılması da fiziksel sakatlık yaşamasına kadar olumsuz durumlarla karşılaşmasına yol açabilir.

Her şey dengede olduğu zaman güzel ve doyurucudur. Bunu hep aklımızın bir köşesinde tutmamız gerekir.