Öncelikle hepimizin bildiği ama yer yer kabul etmekten çok göz ardı etmeyi seçtiğimiz bir kavramla konuya giriş yapmak istiyorum.

Bir şirketin başarısı çalışanlarının gelişimine ve mutluluğuna bağlıdır.

Bu kavram hem çalışanların kendilerini geliştirmeleri ve iş hayatlarında ilerlemeleri için önemlidir, hem de yöneticilerin şirketlerini daha ileriye taşımaları için. İşe gelirken her sabah söylenen, ayakları geri geri giden bir çalışanın performansının da hayat enerjisinin de yüksek olması beklenemez. Kendimizden örnek vererek düşünürsek eğer; nasıl ki yararlı olduğumuzu hissettiğimiz zaman yaptığımız eyleme karşı şevkimiz artarsa bu iş hayatında da aynı şekilde gelişmektedir. Yararlı olabilmek için ise kendimize uygun ve severek yapacağımız işlerde yer almamız en mantıklısı olur. Bu sebepten dolayı işe başlamadan önce bilmemiz gereken en önemli adım tabi ki kişilik özelliklerimiz ve özelliklerimize uygun iş alanıdır. Bu sayede hem sevdiğimiz ve yetenekli olduğumuz işleri yapabiliriz, hem de faydamızı en üst seviyede sergileyebiliriz. Tam bir kazan – kazan durumudur.

Yazılarımda anlattığım ve beraber egzersizlerini yaptığımız kendini tanıma bölümü hayatımızı şekillendirmekte, özellikle iş hayatımızda hangi alanlara yönelmemiz gerektiği konusunda bizlere çok fazla fikir vermektedir. Günümüzün en az 8 saatini ve haftanın en az 5 gününü (en iyi şartta) işimize ayırdığımızı düşünürsek, yaptığımız işi sevmemiz çok önemlidir. Tabii ki çalışmamak da bir seçenek olabilir ama eminim ki bir şeyler ürettikçe hepimizin hayata bakış açısı çok daha gelişecektir. Konumuza dönecek olursak, yaptığımız iş özellikle kişilik özelliklerimiz ile uyuşuyorsa işimizi çok daha kolay bir şekilde yapabilir ve iş tatminine kısa yoldan ulaşabiliriz. Şöyle bir örnekle ilerleyelim; matematik ile arası hiç iyi olmayan ve sevmeyen birini finans bölümünde işe alınırsa ne kişi mutlu olur ne de şirketine faydasını en üst seviyede gösterebilir. Veya kendisini çok öne atmaktan hoşlanmayan birisinin takım lideri olarak işe alınması hem kişinin kendi özellikleri ile çatışmasına hem de takımını yanlış yönlendirmesine sebep olabilir.

Bunlar gibi ve benzeri milyonlarca örneğe sanırım hem şahit olmuş hem de bizzat yaşamışızdır. Bu noktada önemli olan kendimizi tanımamıza çekmek istediğim dikkattir. Özellikle işe alım konularında birçok kişilik testleri veya mülakat süreçleri ile kişiler analiz edilip ona göre pozisyonları seçilebiliyor. Bu aktivitelerin sonuçlarının çalışanlarla paylaşılmasının önemini de belirtmek isterim. Çünkü bu sayede gözümüzden kaçan bazı özelliklerimizin farkına varabiliriz ve olumlu, güçlü özelliklerimize ağırlık verebiliriz. Çalıştığımız kurum veya alan kendimizi geliştirmemizde bizlere yardımcı olmalıdır ki hem işimizi hakkı ile yapabilelim hem de topluma ve kendimize faydalı olabilelim.

Çalışma hayatına atılmak veya ilerlemek için hepimizin farklı motivasyon kaynakları vardır. Bazımız dışarıdan aldığı motivasyon kaynaklarını ilerlemek için çok önemli bir itici güç olarak görürken, bazılarımız ise içsel tatminine yönelebilir. Misal, çalışırken kazandığımız para dışsal motivasyon kaynağımız olabilir. Kazandığımız para ile başarı ölçeğimiz doğru orantıda ilerleyebilir ve başarımızı kazandığımız para ile değerlendirebiliriz. Ancak dış motivasyonlar farklı şartlara ve zamanlara göre değişim gösterebilmektedir. Bu yüzden kazanılan para yapılan işe olan bağlılığının tamamını kapsamamaktadır. Çünkü her an başka bir kurum veya iş kolu daha fazla bir kazanç sunabilir ve çalışan iş değişimini düşünmeye başlayabilir.

Ancak içsel motivasyon kaynakları kişinin tamamen kişisel tatmini ile ilgili olduğu için kişinin yaptığı işini de istediği gibi şekillendirmesine yardımcı olabilir. Kişisel tatminimiz bu aşamada büyük rol oynadığı için, yaptığımız işin getirileri tamamen kendi hayat görüşümüze bağlı olmaktadır. Örneğin yaptığımız işin bize kazandırdığı tatmin duygusu bazen kazandığımız paradan veya dışarıdan aldığımız alkışlardan daha önemli bir yere sahip olabilir. Çünkü içsel tatminimiz bize bağlı olan bir şeydir ve değişim göstermesi biz istemedikçe gerçekleşmemektedir.

Motivasyon teorileri üzerine apayrı bir kitap yazılabilir ve yazılmıştır da. Ancak ben bu kitapta olabildiğince işimize yarayacak teorileri bizler için özetlemek istedim. Özellikle iş hayatımızı konuşurken içsel ve dışsal motivasyonlarımızı incelememiz attığımız adımların daha sağlam olmasını sağlayacaktır. Şöyle düşünelim çalıştığımız kurumdan veya işten nasıl memnun oluruz? Kabul ediyorum öncelikle kazanılan parayı düşünürüz. Bu sabahları kalkıp işe gitmemiz için çok büyük bir dışsal motivasyondur. Dışsal motivasyon yaptığımız bir işten dolayı dışarıdan aldığımız ödüldür. Çoğu insan tarafından da kazanılan para ile kazanılan başarı doğru orantılıdır. Ancak başarı aslında çok daha farklı konuları da içerebilmektedir. Dikkatli bir şekilde incelenmeli ve başarıya bakış açımızı ve kişisel başarı tanımımızı çok iyi yapmamız gerekir. İlerleyen bölümlerde başarı algımızı dikkatli bir şekilde zaten inceleyeceğiz.

Peki aynı sabah heyecanla işe gitmeyi ne sağlar? Yaptığımız işten ruhen beslenmektir bizi sabah işe giderken heyecanlandıran. Ruhumuzu beslemek de içsel motivasyonlarımızın en önemlisidir. Yaptığımız işin bize içsel geri dönüşümüdür. Örneğin, çalışma arkadaşlarımız ile olan keyifli diyalogumuz, kurumun bizim için harcadığı emek, bireysel gelişimimize katkıda bulunabilmemiz, kişisel ihtiyaçların karşılanması gibi olumlu unsurlar içsel motivasyonumuzu arttırmakta çok önemli rol oynamaktadır. Böylece hem işimizden beslenebilir hem de işimizi besleyebiliriz.

İş seçimlerinde veya çalışanlarımız ile olan ilişkilerimizde dış motivasyonların yanı sıra iç motivasyonların önemini de atlamamamız gerekir. Bu da kendimizi veya karşımızdakini olabildiğince tanımaktan ve doğru sorular sormaktan geçmektedir. Bu sayede karşımızdakinin içsel motivasyonlarını fark eder (bazen de fark ettirir) ve ona göre bir eylem haritası çıkartabiliriz. Böylece dışsal motivasyonların eşit olduğu durumlarda içsel motivasyonun önemini çok ciddi bir şekilde gözlemleyebiliriz.

Başarı hem dışsal motivasyonun hem de içsel motivasyonun olduğu durumlarda gerçekleşir…

Bir işi yaparken içsel ve dışsal motivasyonlarımızı bilinçli bir şekilde ayırabilirsek başarıyı çok daha rahat yakalayabiliriz. Çünkü artık neyi neden yaptığımızı biliyoruzdur. Böylece başarı hedefimizin ne olduğunu da adlandırabilir ve hedefimize doğru ilerleyebiliriz.

Tanımı olmayan bir şeye ulaşmaya çalışmak sadece gezinmektir.

O zaman bir işe başlamadan önce yapılması gereken en sağlıklı projelerden biri önce kendimizdir, yani kendimizi tanımak. Hoşlandığımız, yeteneğimizin olduğu alanları belirlemek. Daha sonra kişiliğimiz doğrultusunda kendi kelimelerimizle “başarı”nın tanımını yapmak. Doğal olarak hepimiz yaptığımız işlerde başarılı olmak isteriz ve bu başarıyı yakalamanın en kolay yolu öncelikle başarının bizim için olan anlamını fark etmemizdir. Başarının anlamını tanımlamak bir nevi hedefimizi açıklamaktır aslında. Kimimize göre belli bir aylık gelirimizin olması başarı iken kimimize göre adımızın belli bir nüfus tarafından duyulmasıdır başarı. O yüzden kendimizi sonrada hedefimizi net bir şekilde tanımlamamız gerekir.

Kişisel görüşüm içsel tatmini yakaladıktan sonra dış motivasyon kaynaklarının da yanında hediye olarak geldiği konusundadır. Yani bilinen bir cümleyle “işini severek yaparsan başarı seni takip eder”. İşimizi severek yapabilmemiz için de işimizden ve kendimizden neler beklediğimizi bilmemizden geçmektedir.

Peki iş hayatı sadece başarıyı tanımlamak kadar kolay mı? Ya iş hayatındaki insan ilişkilerimiz nasıl ilerlemeli? Veya en önemlisi iş hayatının yoğunluğunda kendimiz ile olan ilişkimizi nasıl idare etmeliyiz? Rollerimiz arasında gidip gelirken kendimizi şizofren olmaktan nasıl koruruz? J Veya rollerimizi değiştiremez iş ile özel hayatımızı birbirine karıştırırsak ne olur? Peki ya rol değişimi yapmamız gerekmezse? Ah ya bütün bunları düşünürken beynimiz yanar da hiçbir şey yapamayacak hale gelirsek ne olur? Hücum eden stresle nasıl başa çıkarız sonra? Az kalsın hobilerimizi unutuyorduk, ne oldu o kadar hoşlandığımız şeylerin listesini yaptık, ya zamanımız kalmazsa?

Şaka bir yana bu sorular hepimizin aklından en azından bir kere geçmiştir, en azından bir tanesi. Hepsini alt alta koyduğumuz zaman hayattan soğuduk değil mi? Korkulacak hiçbir şey yok aslında. Bütün bu soruların cevaplarını kendi içimizde bulduğumuz zaman hayatın nasılda rahat ve bize hizmet ederek aktığına tanık olacağız. İşin zorlu kısmını okuduğumuz önceki iki bölümde atlattık. Şimdi öğrendiklerimizi hayata uyarlama kısmına geçtik aslında. Ben sadece birkaç naçizane fikirde bulunacağım o kadar.

Yine ve yeniden kurumsal dünyada da kendimiz tanımak çok önemli. Ancak bu sefer diğer özelliklerimizin yanına biraz da iş hayatında işimize yarayabilecek özellikleri katacağız. Hangi alanlarda iyi olduğumuzu bilirsek iş hayatında da kendimizi konumlandırmamız o kadar kolay olur. Kendimden bir örnek ile açıklamak istiyorum, örneğin ben ağzım biraz laf yaptığı için çevremden hep pazarlama alanında çok iyi olabileceğim konusunda geri bildirimler almıştım. Aslında sadece geri bildirim almakla kalmadım birkaç denemem de oldu. Kendini bilmezlik işte… Karşımdaki “teşekkür ederim” dediği anda alı al moru mor kalktım gittim hep. Olumlu olabilecek konularda bile devamını dinlemeden gitmişliğim olabilir. Israr etmek veya karşımdakini pazarlama alanında ikna etmek gibi bir çaba benim fıtratım da yok. Bu itirafı da buradan yapıyorum herkesin affına sığınarak. Benim özelliklerimi analiz edip sevdiğim ve tatmin olacağım alana yönelmem için yaşadığım hayal kırıklıklarını anlatmaya kalksam sanırım kitaba baştan başlamam ve sadece bu konuya ayırmam gerekecek. Neyse zararın neresinden dönülürse kardır. Bu sayede kendi özelliklerimin farkına varabildim ve kendimi en verimli olabileceğim alanlara yönlendirdim. Her şer de bir hayır vardır değil mi J

Hadi hep beraber iş hayatındaki özelliklerimizi inceleyelim o zaman. Bakalım yaptığımız işte nasıl hem daha verimli hem de daha mutlu olabiliriz veya nasıl bir iş alanına yönelmemiz gerekir.