Bir şeyi istemek için öncelikle o ihtiyacımızın farkına varabilmemiz gerekmektedir. İsteğimiz ne kadar somut olursa karşılığını da o kadar gerçekçi şekilde alırız. Örneğin, hayattan beklentimizi “iyi olmak” diye belirtirsek karşılığında hiçbir şey alamayız çünkü hedefimiz çok soyuttur. Onun yerine “sağlıklı olmak istiyorum” dersek en azından yapılması gereken kontrollerimizi yaptırıp, yeme ve içmemize dikkat edebiliriz.

Hedeflerimizi belirleme bölümünde de bahsettiğim gibi önce hedef belirlenmeli ve daha sonrasında da hedef doğrultusunda atılacak adımlara karar verilmelidir. Eğer hedefimiz ucu açık bir hedefse ona karşı ne adım atabiliriz ne de o adımlara karar verebiliriz. Çünkü elimizde somut bir ulaşım noktası yoktur. İstediğimiz yani varmak istediğimiz noktayı ne kadar ayrıntılı tasvir edersek ona giden yolumuzu da o kadar sağlıklı çizebiliriz. Böylece isteklerimizde de daha anlaşılır olabiliriz.

Bu iletişimde de aynı bu şekilde ilerlemektedir. Daha önce de bahsettiğim kızgınlık örneğindeki gibi, karşımızdaki kişi bize kızgın olduğunu söylerse ona yardım için daha fazla bilgiye ihtiyacımız vardır. Bu durumda belki iletişimde olduğumuz kişi kızgın kalmak istiyordur veya kızgınlığının geçmesini bekliyordur. Bunu bize ifade etmediği sürece kendisine yardımcı olmamız neredeyse imkansızlaşır. Aynı şekilde biz de istek ve taleplerimizi karşı tarafa belirtmezsek onlara ulaşmamız bir hayli zorlaşır.

Bir sürü annenin çocuklarından isteği genellikle hep aynıdır; “iyi bir çocuk ol istiyorum”. Bu çocuk “iyi çocuk” kavramını bilmeden nasıl hareket edebilir? Annenin her istediğini yapmak mı iyi çocuk olmaktır? Yoksa ödevlerini yapmak mı? Sofrayı kurmak mı? Temizliğe yardım etmek mi? Yoksa kendi hayatını yaşamak mı iyi çocuk olmaktır. Bu noktada anne açık bir şekilde çocuğuna isteklerini söylemediği sürece maalesef veli toplantılarından bir süre daha gözü yaşlı bir şekilde dönmesi olasıdır. Başta aile iletişimimiz olmak üzere bütün iletişim kollarımızda istediğimizi olabildiğince somut bir şekilde dile getirmemiz gerekir.

Burada demek istediğim hem özel hayatımızda, hem aile hayatımızda, hem de iş hayatımızda eğer bir talebimiz var ise onu talep ettiğimiz kişiye olabildiğince açık ve somut bir şekilde vermeliyiz ki talebimiz gerçekleşebilsin. “canım çok tatlı çekti” diye ofisin ortasında bir serzenişte bulunduğumuzda her hangi bir cevap alabilmemiz genellikle zordur. Ancak hedefe odaklanıp çantasında şeker olduğunu bildiğimiz arkadaşımıza gidip “senden şeker rica edebilir miyim?” dediğimiz zaman ihtiyacımıza çok daha kısa ve net bir şekilde ulaşabiliriz. Önemli olan öncelikle ne istediğimizi bilmek ve daha sonra ona en ulaşabilmenin en kolay yolunu yaratmaktır.

Bunu sadece şahıs olarak bizler yapmıyoruz. Birçok iş ilanının altında “sorumluluk sahibi çalışan” aradıklarını yazarlar ancak görüşmeye gittiğimizde bize sorumluluklarımızın ne olduğunu belirtmezler. Böyle bir durumda isteği karşılamamız çok zor bir şekle girer.

11 ay çalıştığım bir şirkette istek belirtilmesi ile ilgili çok ciddi problemler yaşamıştım. Baştan sorumluluklarım o kadar belirsizdi ki ne ilerleyebildim ne şirkete bir katkıda bulunabildim. Direktörümün patronuma olan olumsuz hislerinden dolayı kelimenin tam anlamıyla arada kalmıştım. Birinin yap dediğini öbürü yama diyor. Biri bu pozisyonda çalışacaksın diyor diğeri hayır başka pozisyondasın diyor. Bütün bu kafa karışıklığı sayesinde 1 yılımı dolduramadan istifa etmek zorunda kalmıştım. Eğer şirket kendi içerisinde kararlı olsaydı ve benden ne istediklerini tek bir ağızdan söyleyebilselerdi o zaman ben de onların ihtiyaçlarını karşılayabilecektim ama maalesef o uyumu yakalayamadık. Umarım ilerleyen zamanlarda kendi aralarında uyumlanabilmişlerdir.

Bir istek veya ricada bulunurken, gerçekten o istekte bulunduğumuza dikkat etmeliyiz. İma etmek veya “ben istediğimi ona belirttim” gibi savunmalar aslında isteğimizi net olarak ortaya koymadığımızın göstergesidir. Bir şeyi isterken net ve hedef odaklı olmalıyız ki istediğimizi, istediğimiz şekilde alabilelim.

Dikkat etmemiz gereken bir diğer konu da; birisinden istekte bulunduğumuz zaman onu eğer kendi isterse yapabileceğine yoksa zorunlu olmadığına ikna etmemiz gerekir. Eğer karşımızdaki kişi isteğimizi bir zorunluluk olarak görürse onu “talep” olarak algılayabilir ve yapma olasılığı düşebilir veya isteksiz olarak yapabilir. Birisi ricamızı isteksiz bir şekilde yaparsa ondan tekrar ricada bulunma ihtimalimiz de düşebilir.

Mesela yine kendimizden düşünecek olursak bir arkadaşımız günün en yoğun saatinde annesini havaalanından almamızı rica etti. Ancak isteğini belirtirken bizden bu isteğini rica şeklinde değil de biraz da emrivaki ile karışık “annemi alırsın değil mi?” diye bir soruyla istedi. Aldığımız görgü ve arkadaşımız ile olan ilişkimize dayanarak biz de bu isteğini geri çevirmekten çekindik ve “tabi alırım” demiş bulunduk. Kesinlikle gönüllü olarak yapmadığımız bu eylem sırasında aklımıza arkadaşımızın uygulayabileceği bin bir türlü başka çözüm yolu gelse de yine de bir şey söylemeden trafiğin en sıkışık saatinde annesini almaya havaalanına doğru yola çıktık. Anneyi aldık ve arkadaşımıza teslim ettik. Ancak arkadaşımızdan ne bir teşekkür ne de minnettar bir ifade göremedik. Bu yüzden dolayı da hem hevesimiz kırıldı hem de kendimizi kullanılmış hissettik. Bu arkadaşımız bizden bir daha bir şey “rica ettiği” zaman bu ricasını yerine getirmek için ne kadar hevesli oluruz? Veya daha ileriye gideyim o arkadaşın bir daha telefonu açılır mı acaba?

Bir istekte bulunduğumuz zaman, özellikle karşımızdaki kişinin belli bir vaktini alabilecek veya efor sarf etmesi gereken bir istekse, onu isteme ve teşekkür etme biçimimizin olabildiğince anlaşılır olmasına dikkat etmeliyiz. Yine motivasyon teorilerinden örnek verecek olursam yaptığımız bir eylem sonucunda maddi veya manevi ödül alırsak eğer o eylemi tekrarlamaya daha yatkın olacağızdır. Ancak aynı şekilde yaptığımız bir davranış veya gösterdiğimiz bir tepkiden dolayı cezalandırılıyorsak eğer, o davranışı veya tepkiyi tekrarlamaktan çekiniriz.

Bu sebepten dolayı birisinden bir şey rica ederken de bu motivleri göz önünde bulundurmamız gerekir. İsteğimiz karşılığında illa bir hediye vermek zorunda olmasak bile bazen içten edilmiş sözlü bir teşekkür bile çoğumuz için çok değerli bir yere sahiptir.

İletişimde olduğumuz kişilerden istekte bulunacağımız zaman öncelikle karşımızdaki kişinin müsaitliği hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Karşımızdaki kişiye yapamayacağı bir istek ile gitmek onun da kendisini kötü hissetmesine sebep olabilir. Daha sonrasında isteme dilimizin talepkar olmamasına dikkat etmeliyiz. Bu noktada yapılabilecek en sağlıklı açıklama durumumuzu kısaca özetlemek ve karşımızdaki kişinin yardımına neden ve nasıl ihtiyacımız olduğunu açık bir dille anlatmaktır. Daha sonrasında, isteğimiz gerçekleştikten sonra, muhatabımıza sözlü veya eylem içeren bir teşekkür de bulunabiliriz. Bu hem bizim için ayırdığı zamana olan saygımızı gösterir hem de bir daha bir şey isteyeceğimiz zaman aynı kişi ile iletişime geçebilmemizi sağlar.

Kişiye özel değil de genel bir isteğimizi belirtirken de olabildiğince pozitif bir dil kullanmaya dikkat etmeliyiz. Örneğin “dünyadaki savaşların sona ermesini istiyorum” cümlesi ister istemez insanları savaş hakkında düşünmeye ve karamsarlığa iter. Hitap ettiğimiz kişilerin de bilinç altına istemsizce de olsa nefret tohumlarını eker. Ancak “dünya barışını istiyorum” dediğimiz zaman tam tersine insanların zihinlerinde barış canlanır. Bu sefer zihin barışı görselleştirmeye başlar ve bu yolda nasıl ilerleyebileceğini planlar.

Zihnimiz bir konu hakkında yargıya varırken aslında çok az kelime haznesini kullanır. Genellikle de cümle içerisinde kullandığımız dominant kelimeyi çeker ve bütün dikkatini ona yönlendirir. Böylece “savaşlar bitsin” derken aslında ister istemez hem kendi zihnimizi hem de çevremizdekilerin zihnini savaşı düşünmeye doğru yönlendiriyoruz. Böylece nefretin büyümesine katkıda bulunuyoruz. Ama “barış istiyorum” cümlesi ile zihnimiz belirttiğim gibi daha barışçıl şekilde çalışmaya başlıyor. Böylece savaş dominantlığında değil barış dominantlığında hareket etmeye başlıyoruz.

Bu iletişim şeklini karşımızdaki insanlardan her hangi bir şey isterken de kullanabiliriz. Örneğin “Bana bağırma” diye muhtemelen karşımızdakine bağırarak söylediğimiz cümle karşımızdakini genellikle daha fazla sinirli davranmasına sebep olurken, “sesini alçaltabilir misin?” cümlesi karşımızdakini fark etmeden sesini alçaltmaya yönlendirecektir. Tabi konu eğer ses yüksekliği ise karşımızdakinin hangi tonda konuşmasını istiyorsak o tonda isteğimizi belirtmemiz de çok önemlidir. Talebimizi kendimiz gösteremezsek başkasından da beklememiz anlamsız olur.

İsteklerimizi söylerken neyi istemediğimizi değil de neyi istediğimizi somut bir şekilde  söylersek çok daha başarılı bir iletişim kurabiliriz.