Kendimiz ve başkaları ile olan iletişimimizin önemli bir kısmını işlediğimizi düşünüyorum, en azından ana hatları ile “ben kimim” sorusunu cevaplayabilecek ve bunu diğer insanlara anlatabilecek kıvama eriştiğimizi var sayıyorum. Ancak her zaman tek bir “ben” mi var acaba gibi bir soruyla şu an bütün anlattıklarımı yerle bir etmesem de kafa karıştırıcı bir soru ortaya atmak istiyorum. J

Hayatın farklı alanlarında hiç farklı davrandığımız olmuyor mu? Örneğin sevdiğimiz insanın yanındaki halimiz ile iş görüşmesine giderken ki halimiz aynı olmuyor değil mi? Sevdiğimizin kolunda ona hülyalı hülyalı bakarken, müstakbel patronumuzun önünde el pençe divan durabiliyoruz değil mi? Bu bizim karaktersiz olduğumuzu mu gösterir? ASLA. Bu sadece günümüzün popüler tanımlarından nerede nasıl davranması gerektiğini bilmekten kaynaklanmadır.

Ancak bazen davranışlarımız biz fark etmeden karakterimize dönüşmeye başlayabilir. Bir davranış kalıbını çok fazla tekrarladığımız zaman onu hayatımızın diğer alanlarında da uyguladığımızı gözlemleyebiliriz. Bu durumun hayatımızın akışını çok etkilemediği sırada her hangi bir sıkıntı oluşturmamaktadır. Ancak bazı davranış kalıpları vardır ki, onları yine biz kendimiz teşhis edeceğiz, hayatımızda bazen olumsuz değişimlere yol açabilir. Örneğin işyerinde aşırı otoriter tavırlarımızı eve taşıdığımız zaman, özellikle eşimiz bu şekilde davranmamıza alışık değilse eğer sıkıntıya yol açabilir. Veya tam tersi çok rahat bir hayat sürerken çok disiplinli bir işe başladığımızda kendimizi tam adapte olmuş hissedemeyebiliriz.

Hayatımızda bilinçli veya bilinçsiz birçok rol alıyoruz bakıldığı zaman.

  • Anne
  • Baba
  • Çocuk
  • Annesinin çocuğu
  • Babasının çocuğu
  • İşveren
  • Çalışan
  • Komşu
  • Arkadaş
  • Terapist
  • Danışan
  • Düşman
  • Dost
  • Aşçı
  • Usta
  • Öğretmen
  • Öğrenci

Bu örnekler neredeyse bütün bir kitap boyunca devam edebilir. Önemli olan girdiğimiz rolün farkında olabilmektir. Bazen babamıza annemize şımardığımız gibi şımaramayız. Veya arkadaşımızı dinlerken bazen kendimizi terapist rolünde hissederken bazen tam tersi danışan rolüne bürünebiliriz. Büründüğümüz rolleri tek tek ele alarak onların arasındaki iletişimi inceleyebilmek çok önemlidir.

Girdiğimiz roller arasında çok keskin farklılar olursa eğer kendimizi rahatsız hissetmeye başlayabiliriz. İşte o zaman kendimizi karakterimizden çıkmış gibi hissederiz çünkü her rolde farklı bir karaktere bürünürüz. Ancak sağlıklı olan aldığımız rollerimizi ana karakterimiz etrafında şekillendirebilmektir. Örneğin yukarıda bahsettiğimiz olumlu veya olumsuz yönlerimizin her rolümüzde bilincinde olmamız ana karakterimize olan bağlılığımızı gösterir. Misal olumlu özelliklerimiz arasında iyi bir dinleyici olmak varsa ve biz kendimizi danışan yerine koyduğumuzda bu özelliğimizi kullanmazsak o rolde kendimizi ana karakterimizden çıkmış gibi hissedebiliriz. Veya ana karakterimizin özellikleri içerisinde olan anaçlık duygusu belki iş hayatında işimize çok yaramayabilir. Önemli olan burada o özelliğimizden vazgeçmek değil onu törpülemeyi öğrenebilmektir. Büründüğümüz roller aslında yerine göre taktığımız şapkalar gibidir. Bedenimiz (karakterimiz) aynı kalırken onu girilen ortama uygun kılan şapkalarımız (rollerimiz) olur. Burada önemli olanın taktığımız şapkaların karakterimizi ve bizi olabildiğince gerçekçi yansıtabilmesidir.

Her özelliğimiz biriciktir ve bize aittir. Onlardan vazgeçmek veya vazgeçmek zorunda kalmak bilinçsiz bir şekilde yapıldığı zaman bizlere zarar verebilir. Ve bu zararın nereden geldiğini bilmediğimiz sürece de yine o bilinmezlik girdabına kapılabiliriz. Her zaman olduğu gibi önemli olan yaptığımız her şeyi farkındalık çerçevesinde yapabilmektir. Hayat ve hayatın içindeki iletişim de bizlere sahip olduğumuz özelliklerimizi nerelerde, nasıl ve ne kadar kullanacağımızı göstermektedir. Aslında farkında olduğu zaman inanılmaz bir tecrübedir bunu yaşayabilmek. Elimizde inanılmaz bir alet çantamız (özelliklerimiz) var ve bu çantadakileri uygun durumlarda, uygun bulduğumuz şekilde kullanmak tamamen bizim elimizde. Ne kadar heyecanlı ve eğlenceli aslında.

Benim bu kitapta değinmek istediğim rol değişiklikleri iş hayatımızda kullandığımız değişimler olacaktır. İş hayatında psikoloji; cümleyi okuduğumuzda bile bir irkilmeye sebep oluyor değil mi? Amacım kesinlikle sıkıcı teorileri anlatmak değil. Aynı şekilde devam ediyoruz çalışmalarımıza. Soru cevap şeklinde “ben beni iş hayatında nasıl konumlandırıyorum” alıştırmalarına rahatlıkla başlayabiliriz.

Unutmayalım ki hayatın her aşamasında kendimizi konumlandıran yine biziz. Bunu göstermenin de en fark edilen yolu davranışlarımızdır ve davranışlarımız da düşünce ve duygularımızdan meydana gelmektedir.