Diğerleri ile olan iletişimimize geçmeden önce duygularımız ve değişimleri üzerinde durmamız gerekir. Duygularımız karakterimizi oluşturmasa da bazen dışa durumlarımızda kendimizi farklı ifade etmemize sebep olabilir. Duygularımız karakterimize göre çok daha değişkendir, önemli olan bu değişimleri ve duygularımızı yakından tanıyıp onların farkında olabilmektir. Hani şu klasik “iyiyim” “kötüyüm” gibi genel kavramlarımızı yıkmanın zamanı geldi. Duygularımızı ne kadar net açıklarsak kendimizi de o kadar rahat tanıyabilir ve belli durumlardaki tepkilerimizi tahmin edebiliriz.

Bilişsel davranışçı akım açısından incelendiği zaman düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız da düşüncelerimizi oluşturmaktadır. Ancak bu döngüde algılarımızın önemine değinmeden geçemeyeceğim. Düşüncelerimizi genellikle algımız yönetmektedir. Kitabın başından beri anlattığımız kendini tanıma ve algılama aslında kendimizden yola çıkarak çevremizi algılamamıza sebep olur. Bu da çevremizde oluşan olaylar hakkındaki düşüncelerimizi şekillendirir. Bu düşüncelerimiz sayesinde de duygularımız meydana gelir. Aynı duruma farklı kişilerin değişik tepkiler vermesinin sebebi de genellikle durumu algılayış şeklimize dayanır. Yaşanılan her durum hepimizin farklı bir noktasına hitap ederek bizlerin farklı tepkiler vermemize yol açar. Bütün bu sebeplerden dolayı öncelikle kendimizi tanımamız çok önemlidir ki neye neden tepki verdiğimizi veya neyi neden o şekilde düşündüğümüzü bilebilelim. Takiben başkalarının da farklı duygu ve düşüncelere sahip olabileceklerini anlayalım.

Algı -> Düşünce -> Duygu -> Davranış

Algımızı içerisine doğduğumuz çevre ve olaylar etkilemektedir. Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız her olay bizim için “normal” olandır. Bu sebeptendir ki kimimiz için asla kabul edilemeyen bazı durumlar diğerimize çok normal gelebilir. Örneğin genel açıdan bakıldığı zaman şiddet kesinlikle kabul edilmez bir durumdur. Ancak çocukluğundan beri aile fertlerinden dayak yiyen bir kimse için gayet normaldir. Onun algısına göre “çocuklar dövülebilir” dir. Bu algılama şekli de farkına varmadığımız, kendi doğru ve yanlışlarımızı irdelemediğimiz sürece bizleri bir ömür boyu takip eder ve hayatımızı şekillendirmemize yol açar. Örneğimizden ilerleyecek olursak “çocuk dövülür” algısı normal bir düşünce haline gelir ve bu duruma herhangi bir olumsuz duygu beslenmez ise bu algıya sahip olan kişinin kendi çocuğuna da şiddet göstermesi kaçınılmazdır.

Farklı bir örneğe göre disiplinli bir ailede büyümüş bir çocuk için misal sabah 7’de güne başlamak çok “normal” bir durumken, daha rahat bir ailede yetiştirilmiş bir çocuk için “normal” olan istediği saate kadar uyuyabilmesidir. Bu disiplin veya rahatlık onları hayatları boyunca etkileyebileceği gibi, diğerlerinin görüşleri ile belki disiplinli daha rahat olmaya, rahat olan da daha disiplinli olmaya yönelebilir. İletişim bu iki farklı şekilde büyütülmüş insanın kendi hayatlarına yön vermelerinde büyük bir rol oynamaktadır. Böylece kendi hayatlarımız ve “doğrularımız” ile diğerlerini karşılaştırarak asıl konforlu hissettiğimiz alanları bulabiliriz.

Bu sebepten dolayı karşımızdakilerin davranışlarını yargılamadan önce onların farklı algı sistemleri olabileceğini bilmemiz gerekir. Bu sayede sadece kendi algımız ile sınırlı kalmadan başkalarının bakış açılarını dinleyerek veya gözlemleyerek kendi vizyonumuzu da genişletebiliriz. Böylece hem daha kolay empati yapabilir, hem de düşünce dünyamızı zenginleştirebiliriz.

Algımız düşüncelerimizi oluştururken, bize “normal” gelen şey duygusal olarak da bizleri tatmin etmektedir. Ancak bu tatmini her zaman yakalamak o kadar da kolay olmamaktadır. Zihnimiz de susmayı pek sevmediği için, içimizde bir düşünce karmaşası ve hangi düşünceye karşılık vermesi gerektiğini bilemeyen duygu kaosu meydana gelebilmektedir. Özellikle iletişimde olduğumuz süre zarfında düşünce ve duygularımız adeta bir karnaval alanına dönüşebilir.

“Ban güldü, demek ki benden hoşlanıyor” -> sevinme

“Ama şimdi başkasına da güldü, ben özel değil miyim?” -> kıskanma

Evet bu konuşma zihnimizde saniyenin 1000’de 1’nde geçebiliyor. Devamını artık hayal gücümüze bırakıyorum. Eminim bu gibi iç konuşmalarımızı sayfalarca yazabiliriz.

Peki biz içimizde böyle karnaval tadında konuşmalar yaparken zavallı duygularımızı nasıl dinleyebileceğiz?

İşe öncelikle duygularımızı tanımak ile başlamalıyız.

Düşüncelerimizi yeniden çerçevelendirme ile nasıl dönüştürebileceğimiz daha önceden öğrenmiştik. Ancak temelde hissettiğimiz duygumuzu tam olarak adlandırabilirsek düşüncelerimize de müdahale de bulunabiliriz.

Örneğin:

  • Sinirliyim
  • Neden?
  • Çünkü sabah işe geldiğinde bana selam vermedi
  • Bu seni neden sinirlendirdi?
  • Çünkü beni yok saydı
  • Peki bu sana ne hissettirdi?
  • Kendimi saygısızlığa uğramış hissettim
  • Peki kafasındaki yoğunluktan seni görmemiş olabilir mi?
  • Olabilir
  • Bu nasıl hissettirdi?
  • Sinirim biraz geçti sanırım
  • O zaman arkadaşının yanına nasıl bir duygu ile gideceksin şimdi?
  • Daha kabullenmiş bir şekilde gideceğim.
  • Peki bu davranışlarında bir değişikliğe yol açacak mı?
  • Tabi ki, ona agresif yaklaşmaktansa şimdi daha yapıcı bir şekilde yaklaşmayı planlıyorum.

Evet efendim bu konuşma illa terapist ile yapılmak zorunda değil, biz bu irdelemeyi kendi kafamız içerisinde de yapabiliriz. Yeter ki kendimizi dinlemeyi ve doğru kelime kullanarak analiz edebilmeyi öğrenelim. Duygularımızın tam adını koyabilirsek onlara sebep olan düşüncelere de daha rahat ulaşabiliriz. Ana düşünceye ulaştıktan sonra da yeniden yapılandırma aşamamıza rahatlıkla geçebiliriz.

Duygularımız çok kuvvetlidir, çünkü çoğunlukla biz fark etmeden oluştukları için aynı sinsilikte de ilerlerler. Onları eğer baştan yakalayabilir ve asıl hangi düşüncemize tutunduklarını yakalayabilirsek o zaman onları dönüştürme şansımız da olabilir. Bu sayede davranışlarımızı da tam istediğimiz şekilde yönlendirebiliriz. Böylelikle zihin ve beden olarak daha bir bütün olabiliriz.

“kusura bakma düşünmeden davrandım” devrine SON.

Kabul ediyorum bazen gözümüz kör olacak şekilde sinirlenebiliyoruz ve o zaman gerçekten ne duygularımızı düşünebiliyoruz, ne de davranışlarımızı. Bu gibi zamanlarda birkaç basit yöntemle kendimizi sakinleştirebilirsek eğer eminim ki çok daha mantıklı davranışlarda bulunabiliriz. Bu konuya ilerde “stres ile başa çıkma yöntemlerinde” ayrıntıları ile değineceğiz. Şimdilik çok sinirli olduğumuz zamanlarda çevremizdeki kırabileceğimiz alanlardan uzaklaşarak, hatta mümkünse açık havaya tek başımıza çıkıp biraz nefes almarak başlayabiliriz.

Tabi ki her duygumuz olumsuz olacak diye bir kaide yok. Sadece olumsuz duygularımızın davranışlarımıza yansıması çoğu zaman yıkıcı sonuçlar verdiği için olumsuz duygularımıza daha çok odaklanıyoruz ki dengeleyebilelim kendimizi. Yoksa mutluluğu neden dengeleyelim canım doya doya yaşayalım işte J Bir tek çok mutluyken verdiğimiz sözlere dikkat etmek gerek, yoksa bir anda kendimizi masada 30 kişinin hesabını öderken bulmayalım.